Majör Depresif BozukluklarMajör Depresif Bozukluklar, kişide üzüntü(Disfori), ağlama duyguları, değersizlik hissi, sosyal yaşamdan kendini çekme, ağlama duyguları, intihar düşüncesi, yaşamdan zevk alamama gibi belirtilerle kendini ortaya koyan duygu-durum bozukluklarıdır.

Majör Depresif Bozukluklarda bireyler kendilerini üzgün(disforik), cesaretleri kırılmış, yalnız hissederler. Bu kişilerde üzgün davranış tipi belirgin olarak gözlemlenir. Yaşam olaylarında sabırsız davranışları karakterizedir. Majör Depresif Bozukluk tanısı alan kişilerde yaşamlarını kontrol edemedikleri duygusu vardır. Sıklıkla dibe vurduklarını hissederler. Depresif kişilerde ağlama duyguları veya ağlama duygulanımı vardır. Yaşamın içinde yoğun olarak konsantrasyon sorunu yaşarlar. Bu kişiler, çevrelerine ve ailelerine karşı olan tüm ilgilerini kaybetmişlerdir. Hayatlarındaki her türlü şeyi yük gibi algılarlar. Kendilerini sosyal yaşamdan çekerler, adeta soyutlanmış bir yaşam sürme çabası vardır. Hobi tarzı, ilgi alanlarından neredeyse tamamen uzaklaşmışlardır. Yaşamlarındaki hemen hiçbir şeye yetişemedikleri duygusu taşırlar. Bu nedenle de, depresif kişiler, depresif duygulanımı sabah saatlerinde daha yoğun hissederler. Olayları doğru ve net algılamakta güçlük çekebilirler. Yaşamlarındaki olumsuzlukları , tüm olaylara genelleme eğilimi gösterirler. Bununla ilgili genlikle kendilerini bir şekilde suçlu olarak algılarlar.

Majör Depresif Bozukluk yaşayan kişiler hayatlarını yeniden düzenlemeye karşı isteksiz davranırlar. Yaygın olarak intihar(cuicide) düşüncesi gösterebilirler. İntihar girişimde bulunmasalar bile, bu düşünce sürekli olarak kafalarında vardır. Bu kişilerde olaylara kötümser(pesimist) yaklaşma eğilimi yoğundur.

Zaman zaman çevrelerindeki insanları kendilerine karşı olumsuz yönde davranmaya manüple edecek şekilde davranırlar. Kendilerini hemen her konuda yetersiz ve değersiz hissettikleri görülür.

Majör Depresif Bozukluklarda Tanı

Diğer tüm psikolojik bozukluklarda olduğu gibi Majör Depresif Bozukluklarda da DSM IV-TR kriterleri tanı koymada önemli bir yer tutar. DSM IV-TR’ Möjör Depresif bozukluklarda, en önemli olarak algılanan belirtiler;

 Belirgin şekilde gün boyu süren depresif duygu-durum,

 Çevreye belirgin ilgi kaybı, yaptığı veya yaşadığı hiçbir şeyden zevk alamama,

 Nedensiz bir biçimde kilo kaybı(diyet yapmaksızın), veya kilo alma,

 Aşırı uyku uyuma(hipersomnia) veya uykusuzluk(insomnia) yaşantısı,

 Aşırı hareketlilik(ajitasyon) veya gerileme(retardasyon) yaşantısı,

 Yorgunluk ve bitkinlik duygusunun gözlemlenebilir şekilde yaşanması,

 Kişinin kendini değersiz hissetmesi,yoğun suçluluk duygusu,

 Düşüncelerinde konsantrasyon zorluğu ve kararssız davranış örüntüsü,

 Yinelenen intihar(cuicide) düşüncesi,

Majör Depresif Bozukluk tanısı konulabilmesi için, kişide, yukarıda sıralanan belirtilerden en az 5 tanesi, en az iki hafta boyunca sürdüğünün belirlenmesi gerekmektedir. Ayrıca tanı koymada, Majör Depresyonla, bir olaya bağlı mutsuzluk duygulanımı ve hayal kırıklığı, klinik anlamda terapide doğru bir şekilde ayrımlaştırılmaya özen gösterilmelidir. Örneğin çok yakın çevresinden bir kayıp yaşamış, yas süreci yaşayan kişi, bu konuda doğru değerlendirilmelidir. Bu konuda doğru bir ayrım yapılmadan tanı koyulmaması için, farklı bir tanı da belirlenmiştir. Majör Depresyon bozukluğu yaşayan kişilerde, olayın tedavi sürecinde açığa çıkan duygu-durum bozukluğu için “distimi” tanımlaması yapılmaktadır.

Majör Depresif Bozuklukları Açıklayan Psikolojik Modeller

Majör Depresyonun kişide nasıl geliştiğini açıklamaya yönelik, birden fazla psikolojik model bulunmaktadır. Bu modellere bakıldığında, her bir modelin Majör Depresyonun farklı bir özelliğine daha yoğun olarak odaklandığını görmek mümkündür. Ancak hepsi tek bir konuda görüş birliği yapmaktadır; olumsuz veya stres yaşantılarının Majör Depresyon belirtilerini daha belirginleştirdiği ve bu duygu-durum bozukluğunun stres yaşantısı oluşturan olaylar ve Majör Depresyon arasında karşılıklı denebilecek bir bağlantı bulunmaktadır. Her ikisinin de, bir diğerini açığa çıkarabildiği rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Bunun dinamik süreç olduğu söylenebilir.

Freud bu konudaki çalışmalarında, depresyon ve yas tutmayı karşılaştırarak, benzerliği vurgular. Freud, depresyonda temel ayırımı, her ikisindeki özsaygının farklılığı olarak vurgulamıştır. Freud, depresif kişinin, başka kişilere yönelik öfkesini yansıttığı düşüncesine sahiptir. Depresyona eğilimli kişiler kendilerine özgü farklı nedenlerle, bağımlı kişiler arası ilişkiler kurarlar. Hissedilen bu bağımlılık duygusunun, depresif kişide engellenme ve düşmanca duygularının gelişmesini desteklemektedir. Ama tabiî ki bu saldırganlık barındıran düşüncelerin ilişkiyi zedelememesi için bilinç düzeyinde inkar mekanizması kullanılır. Bu konunun yine erken çocukluk dönemi sorunlarından çıkış yaptığını vurgular. Başkalarına yönelik öfkenin kendine döndüğü bir hal olarak depresyonu düşünmüştür.

Brown ve Haris, yaptıkları çalışmalarında, depresyon yaşayan kişilerin arasında, stresli olayların daha sık ortaya çıktığını rapor etmişlerdir. Bu stresli

olayları “kışkırtıcı olaylar“ olarak isimlendirmişlerdir. Brown ve Haris ayrıca, depresyon için “yatkınlık etkenleri” olarak sosyal olaylarda, kışkırtıcı etkenlerin tetikleyici olabildiği düşüncesindedirler. Buradaki stresli olayların kişi üzerinde etkili olabilmesi için, kişinin bahsi geçen olaya çok ciddi bir önem atfetmesi gereklidir.

Bazı yaşam olaylarında, bireyin kendisinin dışındaki bazı nedenlere ortaya çıkan stresli yaşam olaylarının depresyonu ortaya çıkarması, depresyonun da strese yol açabilen bir duygu-durum olması özellikle Hammen tarafından vurgulanmıştır. Burada net olarak söylenebilecek şey, dinamik bir sürecin işlemekte olduğudur. Depresif bireyin yaşadığı süreçle başa çıkabilmek için başvurduğu, işlevsel olmayan başa çıkma yöntemleri kişinin problemini çözmediği gibi, stresinin artmasına neden olarak yaşamını daha da zorlaştırabilmektedir.

Sosyal öğrenme modelini benimseyen Coyne, Lewinsohn, Haberman, Teri veHautzinger, özellikle bireyin sosyal becerilerinin depresyonun ortaya çıkması ve sürmesinde çok önemli bir yer tuttuğunu vurgulamışlardır. Özellikle depresif kişilerin, başlangıçta sorunlarına yönelik aldıkları sosyal desteği bir zaman sonra mutlaka kaybedecekleri ve sonunda bu desteğin eksikliğinin de depresyonlarını arttırmaya yönelik bir etki oluşturacağı gerçeğinden söz etmektedirler.

Stresin yoğun yaşandığı bir yaşam tarzına sahip bireyler, yaşamlarında özellikle daha fazla sosyal desteğe gereksinim duyarlar. Depresyonun uzun vadeli devamlılığında, kişilerin sosyal becerilerinin azalmasına neden olmaktadır. Birey giderek sosyal yaşamdan uzaklaşmakta ve daha içe dönük bir yaşama sığınmaya çalışmaktadırlar. Bu nedenle de depresif kişiler daha yoğun olarak sosyal desteğe gereksinim duyarlar.

Depresyon sürecini yaşayan kişilerin ağırlıklı olarak aile sorunları da yoğundur. Bu konuda ailelerinden beklentilerinin yüksek olması, aile içi sorunlarının artışına veya yoğunlaşmasına neden olmaktadır.

Depresif kişilerin çevrelerindeki diğer bireyler üzerinde, duygu-durum ve sözel olmayan davranışları üzerinde olumsuz bazı etkiler oluşturabilmektedir. Bu durum da bazı araştırmalarla rapor edilmiştir.

Tedavi

Majör Depresyon tedavisinde eğer kişinin gereksinimi varsa, ilaç tedavisi ile başlanması yararlı olur. Ancak bu akut sürecin devamında, terapötik yardımın olmazsa olmaz olduğu bir gerçektir. Bu konuda psikanalitik yaklaşımlar, varoluşçu yaklaşımlar, sosyal öğrenme modelleri, bilişsel ekoller bireyin yaşam ve davranış örüntülerine göre seçilebilir.

Hangi yaklaşım seçilirse seçilsin, sosyal becerilerinin arttırılması ve kişiler arası iletişimini geliştirecek donanımı edinmesi yönünde desteklenmelidir. Terapide aktif ve destekleyici girişimler özellikle aktive edilir.

Terapötik yardım esnasında depresyon belirtileri kişiler arası sorunları ciddi bir şekilde analiz edilmelidir.

KATEGORİ: Makale

Yorumlar