Dünyadaki ekonomik krizin bugünlerde hepimizin gündeminde en üst sırada yer aldığını söylersek, sanırım abartmış olmayız. Toplumun bireyleri olarak hepimiz, bir şekilde küresel olarak yaşanan bu olumsuz ve oldukça uzun süreceği tahmin edilen süreçten etkileniyoruz.

Yeni bir alan olarak, kısa süre önce psikolojinin alt alanlarından sayılmaya başlanan “Ekonomik psikoloji”, toplumda bireylerin ve toplulukların ekonomik davranışlarını sosyal psikoloji açısından ele alan bir bilimsel disiplin olarak kabul görmektedir. Bu bilimsel disipline göre, önce krizi tanımlayalım;

Slaikeu, krizi, bireyin daha önce karşılaştığı durumlarla baş etmede başarılı olduğu problem çözme becerilerinin artık etkili olmadığı, geçici bir organizasyonsuzluk, kötülük durumu olarak tanımlar.

Krizin bilimsel tanımını bu şekilde ifade ettiğimize göre, artık toplumun bireyleri olarak bizleri nasıl etkilediğini anlamaya çalışabiliriz.

Dünyada yaşanan krizin psikolojik etkileri

Kriz zamanlarında öncelikle bireyler gelecek kaygısı içine girer. Kriz ortamlarının yaşanması, gelecek kaygılarının başlaması ile gergin ve sıkıntılı bir sürecin bireydeki etkilerini ortaya çıkmaya başlar. Gerginliklerin etkileri tabi ki genel anlamda belli başlıklar altında toplanır. Ancak bu bireysel etkiler, aynı zamanda kişilik örgütlenmesine uygun tepkiler halinde dışa vurulur.

Bu tür, geniş kitleleri etkileyen olaylar, toplumda dalga etkisi ile yayılırlar. Dalga etkisi, bildiğimiz gibi, genişleme, yayılma ve büyüme etkileri olarak hepimizi bir anda içine alma özelliğine sahiptir. Etkilendiğimizin farkına varmadan, olayın etkilerini yaşamaya başlayabiliriz.

Krizin bireyler üzerindeki etkileri

Krizden psikolojik olarak etkilenmeye başladığımızda gergin ve kaygılı bir ruhsal durum içine gireriz. Kendi geleceğimiz ile ilgili kaygılanmanın ötesinde çocuklarımız için de kaygı duymaya başlarız. Özellikle çocuklarımızın geleceğine yönelik kaygılarımız karamsar duyguları açığa çıkarır. Karamsarlığımız bu konudaki kaygılarımızı yoğunlaştırır. Yani bir kısırdöngü açığa çıkar ya da biz böyle algılarız diyebiliriz.

Yine krizi algılama şekline bağlı olarak, bireylerin öfke ve saldırganlık davranışlarında artışı sık olarak gözlemlemeye başlayabiliriz. Kişiler, kaygılarının yoğunlaşmasıyla, kişilik örüntülerine tam olarak uymasa bile agresif davranışları sergilerler.

Kişilik örüntülerine bağlı olarak depresif davranışlar diye nitelendirebileceğimiz, umutsuzluk, içe yönelme, yetersizlik duyguları açığa çıkabilir. Ayrıca, kişilerin kendini sorgulaması, doğru ve geçerli kararlar verememe, risk almada güçlük, hemen her konuda hassasiyetlerin artışını da bireyler üzerindeki etkilere ekleyebiliriz.

Krizin İş yaşamına etkileri

Kriz gibi sıkıntılı süreçler, hele de uzun sayılabilecek bir zamana yayılırsa, bireylerde iş yaşamında performans kaygısına, bunun devamında, performans kaybına neden olur. Yani korkulanın gerçekleşmesi sonucunu getirir.

İş ortamında ortaya çıkan problemler sadece performans kaybıyla sınırlı kalmaz. Performans kaybının yanı sıra, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon bozukluğu da ortaya çıkabilir.

Böylesine büyük risklerin algılandığı, küresel sıkıntıların yaşandığı süreçler, kişilerin kendini risk altında hissetmesi nedeniyle, iş ortamlarında yoğun olarak etkili olmaya başlar. Bu etkiler farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Özellikle, kişiler işlerini kaybedeceklerini düşünürler. Bu düşünce de kişiler arası rekabetlerin artmasına neden olur. Hatta rekabetin acımasız yönlerinin ve yöntemlerinin kullanılmasına neden olabilir.

Yaşam standartlarının düşeceği kaygısı açığa çıkar. Hiç kimse, kurduğu yaşamın standartlarının altına düşmek istemez. Bu konuda, hep daha iyiyi kendimiz için, çocuklarımız için iyi olacağını düşündüğümüz yönde bir yükselişi yaşamak isteriz. Bununla ilgili olumsuz gelişmeler bizi rahatsız eder. Kaygılanmamıza, panik yaşamamıza, demoralize olmamıza neden olabilir.

Bugüne kadar kurduğumuz yaşam tarzımızı sorgulamak zorunda hissederiz kendimizi. O güne kadar bu tür durumlarda kullandığımız, bizi olumlu yöne çevirebileceğini düşündüğümüz yöntemleri tekrar kullanmaya çalışırız. Bunların başarılı olmadığını düşünüyorsak, daha etkili olabileceğini tahmin ettiğimiz yeni yöntemler bulmaya çalışırız. Bu yönde bir araştırmaya gereksinim duyarız.

Krizin Bireylerin Duygu-Durumları Üzerine Etkileri

Zaman zaman yaşamımızdaki gereksinimlerimizle ilgili sorgulamalar yaparız. Neyi, ne için yaptığımızı görmeye çalışırız. Hedeflerimiz varsa, bunların ne kadarını gerçekleştirebildiğimizi sorgularız. Hedeflerimizin ne kadar isteklerimizle örtüştüğünü, bize olan katkılarını anlamaya çalışırız. Bunların doğrultusunda, geleceğe yönelik gereksinimlerimizi planlama çabasına gireriz. İşte bu noktada, dış sebeplerden kaynaklanan aksaklıklar bizi olumsuz etkiler, hele de küresel kriz gibi tüm dünyanın etkileneceği olaylar, daha yoğun bir etki yaratır. Çünkü başa çıkma konusunda çaresizlik duygusu aktif bir şekilde geleceğe yönelik planlar yapmayı, yeni hedefler oluşturmamızı etkiler.

Krizin aile içindeki iletişime etkileri

Bütün bir dünyayı etkileyen, iş dünyasını alt-üst eden krizin evlerimize yansımaması, ailelerimiz üzerinde etkili olmaması mümkün değildir. Eşlerin birbirlerinden destek beklentileri artmıştır. Ancak bu gergin yaşam sürecinin aile içindeki iletişimi olumsuz yönde etkilemeye başladığını belirtmeliyiz.

Olumsuz etkiler, özellikle aile içi iletişim üzerinde etkili olmaktadır. Eşler arasında, ebeveyn çocuk ilişkilerinde iletişim kanallarının tıkanmasına, duygusal yönden uzaklaşmalara, tartışmalara, karşılıklı eleştirilerin dozunun artmasına neden olmaktadır.

Annelerin, çocukların geleceklerine yönelik kaygılarının yoğunlaştığını da söylemekte yarar görüyorum. Tabiî ki bu konudaki kaygıları babalar da aynı oranda yaşamaktadır. Kriz ortamı nedeniyle ailelerin pek çok gereksinimlerini kısıtlamaya başladıklarını, tasarrufa yöneldiklerini söyleyebiliriz.

Kriz Sürecini Nasıl Daha Kolay Aşabiliriz?

Kriz sürecini daha kolay aşabilmemiz için, bazı önlemler almamız gerekmektedir;

Bu süreci aşabileceğimiz yönünde pozitif bir düşünce tarzına sahip olmamız çok önemlidir. Her sorunlu dönemi aşabilecek yöntemler olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız. Bu yüzden krizi nasıl algıladığımız önemlidir.

Bu süreçte, soğukkanlı ve temkinli davranmaya çaba sarf etmeliyiz. Yani gereksiz harcamalar yapmamalı, ancak harcamalarımızda aşırı bir kısıtlamaya da gitmemeliyiz. Sonuçta sistemin işler durumda olması kriz sürecini aşmada etkili olacaktır.

Aile içerisinde birbirimize özellikle duygusal yönden daha fazla destek vermeliyiz. Bu konuda, annelerin duyarlı yapısının hassasiyetine daha çok gereksinim vardır. Aile içindeki iletişim kanallarının açık ve işler durumda olmasına her zamankinden çok özen gösterilmelidir.

Ailemiz için şu anki ve gelecekteki gereksinimleri sorgulayarak, yaşadığımız sürecide göz önünde tutarak, hedeflerimizi yeniden yapılandırmalıyız. Gereksiz riskleri almamaya özen göstermeliyiz.
EKONOMİK KRİZİN KADINLAR/ANNELER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

KATEGORİ: Makale

Yorumlar